Üye Girişi Yeni Üye Kaydı

Ahmetler'in Pantır Koç'u

Mehmet KOCAAKÇA 14 Ocak 2021 Diğer Yazıları 133 -A+


AHMETLER’İN PANTIR KOÇ’U, 

TOROSLARIN ÇOBAN ATEŞİ

PANTIR; Ahmetler’de bir sülaleyi değil Ahmetler'i simgeler. Pantır, Aldürbe’de dostluğun ve vefanın gölgesi, Akdağ’da yaşayan çobanların yanan ateşidir. Bu dünyadan çekip giderken kendisi Pantır ismi Ahmetler’in bin yıllık tarihine yazılan çok renkli bir resimdir.

Gedik Hüseyin oğlu Pantır Mustafa Koç… Onu herkes Pantır diye bilirdi. Ahmetler'de de çevre köylerde de onun ilk ismini bilen azdır. O, “Yiğit namıyla anılır“ derdi.

Pantır, herkesin bir dost, bir arkadaş olarak bildiği ve unutulmaz hatıraların yaşandığı yaylaya göç edenlerin kendilerine açılan bir kapısıdır. Yolda kalanın, derde düşenin, çare arayanın, belaya bulaşanın ve herkesin kimlik sormadan bir umuda koşar gibi Pantır’ın obasına varması bir nevi derdine derman bulmasıdır. Dostluğun, kardeşliğin, sırdaşlığın ve yoldaşlığın sadece kendilerine gönülden sunulan anahtarıdır o.

Bilen bilir ama bilmeyen de duymuştur Pantır’ın Bozlağan obasını. Kendini koruyan, gözetleyen ve gün yüzüne çıkmayan, sığınılan bir kale gibidir orası. Pantır, Gülen yüzüyle, gülümseyen gözüyle, uzattığı dostça eliyle, ballandırılmış diliyle ve sizi kucaklayan kalbiyle, sevgiyle yanında yer açardı size.

Güler yüzlü dostça yaklaşımıyla hoş sohbetlerine ve sadece kendi yöresi değil komşu köylerin Yörükleri de onu misafir ederdi. Onun candan, samimi davranışları ve konuşmaları etrafında insani dostlukları örerdi.

Dağlara adanmış ömrünün hatıralarıyla Ahmetler’in çınarıydı Pntır. Yüzünden eksik etmediği gülümsemesiyle,  tatlı sözlerini ekleyerek yaşanmış hikâyeleri anlatırken, kendiliğinden akan suyun yolunu bulması gibi siz de onunla birlikte anlatılanların içinde kaybolursunuz. Her sohbetinde iyilikten güzellikten dem vururdu. Size kötü söz söyleyene “akılsızlığına bağışlayın” derdi.

Yeni iş kuranları, okuyanları ve öncülük edenleri yüreğinden kucaklar “birlik olursa dirlik olur” demesi bizlere yol göstermesidir. Uzun boylu, heybetli bir duruşu olan misafirimize “Lök dölü” demesi hatıra defterimize güçlü, kuvvetli ve yakışıklı insan diye yazılıverdi.

Ahmetler’e vardıkça arada bir sohbetlerimiz olurdu. Eski insanların zorlu yaşam koşularını anlatırken siz de geçmişe dönüp yaşıyordunuz onunla birlikte. Konuşmasına bakınca, düzgün Türkçesi ile üniversite mezunu bilge dersiniz ama o hayat üniversitesini bitirmiş biri. O; hatıralarını, yaşanmışlığını, zengin deneyimlerini ve eskiye ait derin bilgileri olduğu gibi aktaran içimizdeki söz sanatçısıydı.  Yokluğu, yoksulluğu iliklerine kadar işleyen zemheri soğuğunu çeker gibi yaşarken yaşamın güzelliğini dağlardaki özgürlüğüne borçlu bilir Pantır.

Pantır, her şeyi akıl ederdi ama kendine kurşun atanın sofrasında yalnızlığın pençesindeki dostluğu kucaklayacağını akıl edemezdi. Yaşlanmayı, kocamış kurda benzetirken “ocağa bastırılacak bir şey değil” diyen büyüklerime selam olsun. Yaşlanınca insan birden bire boşluğa düşer gibi her şeyden elini ayağını çeken yalnızlık, herkesin içinde el oluvermek insanın hüzünlü gerçeğini kabul etmesidir.

HES direnişinde televizyon spikeri mikrofonu uzatıp sordu Pantır Mustafa’ya; “devlete boyun eğip HES’i yaptıracak mısınız” diye sorduğunda kararlı duruşu ve gülen yüzüyle gülümseyip şöyle demesi unutulmaz:

“Yurtsuz, vatansız insan olmaz, biz kula kulluk etmeyiz ama iki Mustafa’ya boyun eğeriz. İki Mustafa’yı unutmayın. Muhammet Mustafa’ya ve Mustafa Kemal’e sözümüz olamaz, söz de söyletmeyiz” dedi.

Ahmetlerli olmanın ayrıcalığını yine yeniden yaşarken özgürlüğümüzü onunla birlikte kutladık çoban ateşlerinde. Artık yanmayacak çoban ateşi Bozlağan’da.  Duman tütmeyecek Sarıotlu’da. Nergizler solacak; çiçekler, öksüz çocuklar gibi boynunu bükecekler Aldürbe’de,  Pantır’ın sesi soluğu kesildi diye. Yeniden çıkacak ortaya kurtlar, çakallar bir başka uluyacak obaların etrafında, verdiğini alamayan borçlular gibi olmayan Pantır’ın sürüsünü arayacaklar. Sürü dağılacak dört bir yana ağıla girmeyecek, döllüğünde yatmayacak artık. Canavara yem olmak için kara mal değil mi o da akılsızlık edip teslim olacak Pantır’ın yokluğunda. Köpekler tanıdık sesler içinde onun sesini arayacaklar ama bilinmez bir yolculuğun yolcusunu bulamayacaklar.

Atın şahlanacak Aldürbe’den, Akdağ’a doğru hiç yorulmadan, bıkmadan, erinmeden gittiğin patika yollara seni soracak, cefasını çekip sefasını süremediğin dünyaya bir damla gözyaşı da benden deyip dönüp duracak.

Taşharman, Goramşa, Serken, Bozlağan ve Güğlen ve adını koyup çadırlar kurup ateşler yaktığın nice yerler ayak izlerini, yaşamın akışını bıraktığın her yer dillenip sessizce ağıt yakıp türküler söyleyecekler sana.

Bilinmez bir yolculuğa, Saklarönü’ne çekip gittin ey Ahmetler’in Pantır’ı. Ama Baban Gedik Hüseyin mi karşıladı mı seni vardığın yerde bilmiyoruz. Deli Hacı sordu mu suyun gelişini, Tülüce bekledi mi Serken’deki üzümlerini. Deli Ahmat yine mi avcılık mı yapar, Kara Osman, Bük’ten karpuz istedi mi senden? Molla Ali dua mı okur oralarda diye bilinmez öğrenilmez soruların içinde kaldık bizle de.

Zobu sigarasını tüttürür mü durmadan. Bir sofranın etrafına toplandınız mı? Daylak Dedemin yanına vardığında “Arzu misafirimiz var bir kahve sür” dedi mi?  Bir de sordu mu yine “Pantır, yayla mahkemesi ne oldu” diye.  Acaba toplandınız mı orada her birlikte bütün akrabalar, sülaleler, yine güzel günleri yâd ederek, buradan gelecek yolcuları bilmeden bekleyerek?

Ey Ahmetler’in Koca çınarı, ey Koca Pantır! Gidenlerin ruhuna selamlarımızı götürsen de biliriz ki artık senden haber gelmeyecek. Ama sen yine de bizlere hakkını helal eyle; hatalarımız, kusurlarımız varsa affeyle.

Yaşamını Ahmetler’in dağında taşında ve Akdağlarda, Aldürbe’de, Bolağan’da, İmalı da, Gökçukur’da, Ahmetler Kuyusu’nda sürdüren son Yörüklerden birini, Toros dağlarında yanan çoban ateşinin efsanesi Pantır Mustafa Koç’u hepimiz özleyeceğiz. Ahmetler’in ve yaylaların başı sağ olsun!

Onu sonsuzluğa uğurlarken sevgi rahmetle anıyorum. 

Mehmet Kocaakça

Yorumlar