Üye Girişi Yeni Üye Kaydı

Bir Evin Bir Kızı

Huriye HEARN 10 Nisan 2021 Diğer Yazıları 70 -A+

BİR EVİN BİR KIZI

Hacı Veli’nin Güleryüzlü Türkan’ı

Huriye HEARN

Henüz beş yaşlarındayım; kapımızın önünde yıllardır kapalı duran kocaman taştan evin kapısı bir sabah aralanıveriyor, tanımadığım bir kadın ve iki çocuk tarafından. Baktım çardak yıkanıyor, yıllardır tütmeyen bacasından gri siyah boz renkte dumanlar çıkıyor,  evin hangi köşesinde saklı olduğunu  bilemediğim yörük kilimleri bir bir gün yüzüne çıkıyor.

Alacalı bulacalı renk ve desenleriyle güneşle buluşan ve bunun keyfini çıkaran kilim yığınları, Büyük İskender’in “Gölge etme başka ihsan istemem” cümlesini fısıldıyordu meraklı gözlere.

Evimizin dibine yeni taşınan bu şehirli insanlarla iletişim kurmaktan herkes gibi ben de çekinmiştim önce. Hele hele o rengarenk çamaşırlar, çoraplar ve elbiseler asılınca bahçedeki iki ağaç arasına gerilmiş çamaşır ipine ilk kez bulunduğum köye farklı birilerinin bir şeylerin geldiğini çocuk ruhumla farketmiştim. Oldukça monoton geçen küçük bir kızın dünyası birden canlanmış hareketlenmişti.

Karşımıza yeni taşınan bu iki çocuklu kadını ve çocuklarını bütün gün göz hapsinde tutar olmuştum. Her davranışlarını, evlerine kimlerin grip çıktığını, kimlerin onlara yakın durduğunu hem gözlemliyor hem de beynimdeki deftere saati saatine yazıyordum.

Aniden bir kız çocuğu karşı evin tahta çardağına çıkıyor ve “anneeee” diye bağırıyordu. Kalbim küt küt atmaya başlamıştı. Bu kız niye zarif giyimli, deri ayakkabılı uzun saçları örgülü ve oldukça bakımlıydı. Birden onun bu güzelim görüntünden ürkmüş ve kendi üstündeki yamalı elbisemde vücudum adeta kaybolmak istemişti.

Ben ilk kez bu güzel kızın görüntüsüyle zengin ve fakir kayramını algılamış ve bu durumun hiç de hoş olmayan çelişkisiyle kalakalmıştım.

Sonra benim kendisini karşı çardaktan izlediğimi gören kız kikirdeyerek; “senin adın ne?” dedi.

İçten gülüşü ve masumiyetiyle ruhuma bent kuran endişemi yıkıvermişti beklenmedik bir şekilde. Biraz duraksadım; heyecan ve endişeyle karışık bir ses tonuyla; “Benim adım huri” dedim. Gülmesine engel olamayan şehirli kız

“Soy adın ne?” dedi. Soy ad cümlesini ilk kez duymuştum o gün. Ben kendi kendime herhalde bu şehirlilere özgü bir şeydir diye düşünerek safça ve masumca; ”bilmeeeemm,  o bende yok ki” dedim.

Bana durmadan kikirdeyen kıza birden ısınmış ve onunla daha yakından tanışmak istemiştim ama bu isteğimi yerine getirecek cesareti de kendimde bulamamıştım. Ben benim gibi mini minnacık kıza “sen de bana söyle adını” dedim.

“Adım Türkan, soy adım da Arslan”  deyip çardaktan koşarak ve gülerek evin içine doğru kaçmıştı. Benim çardağın çok ucunda olduğumu gören ablam; “Çocuk bak, oradan düşüp de başımıza bela olma” diyerek bana kızmış ve gözetleme işimi mutluğunu bozmuştu. Ben de ondan intikam almak istercesine ablamın eteğine yapışarak ve çekiştirerek; “soy ad nedir?” diye sordum.

Kendince anlattı ama hiç bir şey anlamamıştım bu açıklamadan. Kendi kendime o kız bir daha sorarsa; “bizde soy ad yok derim” dedim.

Ben hala gözetleme işinden bıkmamış ve gelen gidenin çetelesini tutmaya devam ediyordum. Şehirden gelen insanlara evsahipliği yapan bu gururlu eve önce Gırkık Ebe, sonra Gök Fatma ardından Hasan Koç’un karısı Gök Kız (Arzu Gelin) ve çocukları önceden tanıyorlarmış gibi hiç çekinmeden girivermişlerdi.

Ben küçücük çocuk beynimin sınırlı algısıyla olana bitene bir anlam vermeye çalışırken yeni komşumuzun çardağında yine ince, mutlu ve arkadaş canlısı bir ses “Huriii, gel evcilik oynayalım” dedi.

Beklenmedik bu davet karşısında sersemlemiş aynı zamanda da çok mutlu olmuştum. Küçücük dünyama kocaman bir galaksi gibi giriveren yeni arkadaşım Türkan Arslan’la Ahmetlerin en güzel çocukluk anılarını yaşacak ve bu anıların sedası şu anda bile yankılanacaktı.

Bir evin bir kızı olan Türkan’la arkadaşlığımız çocukluk anılarımdaki tadıyla hep yaşayacak.

 

Yorumlar