Üye Girişi Yeni Üye Kaydı

Dışarıdakiler

Ali KOÇ 20 Ocak 2021 Diğer Yazıları 59 -A+

DIŞARIDAKİLER

Ali KOÇ

Derler ki, delinin biri tımarhaneden kaçmış. Polisler onu her yerde aramışlar, fakat bulamamışlar. Aradan birkaç gün geçtikten sonra adam kendiliğinden geri gelmiş. Arkadaşları ona sormuşlar: “Yahu niye geri geldin? Hiç buraya gönüllü gelinir mi?”

“Sormayın,” demiş deli, “dışarıdakilerin halini görünce buraya çoktan razı oldum.”

“Bunca zaman orada ne yaptın?”

“Önce bir berbere gittim. Benim önümdekilerden biri düz saçını kıvırcık yaptırdı. Saçı kıvırcık olan ise düz yaptırdı. Biri siyah saçını sarıya, biri de sarı saçını siyaha boyattı. Biri kucağındaki köpeğe yüzünü yalattı. Biri burnuna, kulağına halka takmıştı.

Neyse, sıram gelince tıraş olup çıktım. Oradan bir kahvehaneye uğradım. Kahvehane dedim ya kahve filan yok. Zaten kahvehanelerin adını da son zamanlarda internet kafeye çıkarmışlar. Oraya bir sürü bilgisayar almışlar. Herkes bilgisayarla oynama yarışına girmiş. Kimse kimseyle konuşmuyor. Hepsinin üstü başı perişan. Elleri, bacakları titriyor. Heyecandan yüzlerini buruşturup dudaklarını yoluyorlar. Kaptırmışlar kendilerini oyuna;  başka hiç bir şey onları ilgilendirmiyor. İçlerinde pislikten kokanlar bile var. Dışarıda rahat bir yer bulamadım. Onun için yine buraya geldim.”

***

Deliliğin ölçüsünü bilen var mı? Bu sorum psikiyatristlere değil. Tabii onların kitapları var. Oradan öğrenmişlerdir kime ne diyeceklerini. Onlar delilikle değil, hastalıkla ilgilenirler. Her hastaya da deli denmez. Psikiyatristler günlük hayata intibak edemeyecek kadar rahatsız olanları olabildiğince tedavi edip yeniden çalışma hayatına kazandırmak isterler. Ruh hastalıklarını tedavi etmek bazen görünen beden hastalıklarını tedavi etmekten daha zordur.

Tımarhanenin şimdiki adına Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi deniyor. Aslında bizdeki tımarhaneler yalnız ruh sağlığı ve hastalıkları ile uğraşmazlar. Adı üstünde, bunlar hastaları hem tedavi hem tımar ederler,  yani korurlar. Bu nedenle ben akıl hastanesi yerine tımarhane demeyi tercih ederim. Elazığ’daki meşhur psikiyatri uzmanı Mutemit Bey de bu anlayışta idi. Onun için dokuz yüz hastayı tek başına hem tedavi hem tımar edebiliyordu. Orada hastalar için dışarıdan çok daha iyi bir huzur ortamı hazırlamıştı.

***

Bir Bunaklık Fıkrası:

Kocasının unutkanlığından bıkan bir kadın onu psikiyatra götürmüş. “Doktor Bey, eşim her şeyi unutuyor. Son defa aldığı şemsiyeyi parasını ödedikten sonra dükkanda bırakıp çıkmış. Ne yapayım?” demiş. Doktor adamı muayene ettikten sonra kadına kocasını hiç tedavi ettirmemesini, onun unutkanlığına katlanmasını tavsiye etmiş.

Kadın şaşırmış: “Niye? Bunun tedavisi yok mu?”

Doktor: “Var da, onun tedavisi unuttuğu şeylerden daha pahalı,” demiş.

Bir de bizde lakabı deli olanlar var: Deli Ali, Deli Mahmut, Deli Hasan, Deli Hüseyin gibi. Nedense kadınların deliliğinden pek söz edilmiyor. Acaba kadınlar daha mı akıllılar yoksa onların delilikleri dikkati çekmiyor mu? En azından mesela Almanya’daki kadınların daha temkinli araba kullandıkları, daha az trafik kazası yaptıkları, daha uzun süre yaşadıkları biliniyor. Demek ki onlar saçları uzun olsa da aklı kısa değiller. O sözü kadınların aklını kıskanan bir erkek uydurmuş olmalı.

***

Keloğlan ile Delioğlan masalını duymuşsunuzdur. Güya Keloğlan’ın başının dışı kılsızmış da başının içi akıllıymış. Delioğlan’nın ise başının dışı kıllıymış da başının içi akılsızmış. Başının dışı kılsız oğlanla başının içi akılsız oğlan arkadaş olup iş aramaya çıkmışlar... (Keloğlan Masalları)

Halk, zekasını ve davranışlarını beğenmediği kişilere deli diyor. Bunlar bazen doğuştan beyni hasarlı  bazen de sonradan hasta olan kişilerdir. Bizden önce köyümüzde zekası ve davranışları beğenilmeyen bir Çomuca varmış. Bir de Fersin’de Kümük’ün Deli Ali vardı. Hani şu gazeteyi ters tutup da Hazret-i Ali hikâyeleri okuyan adam… Her ikisi de şimdi hayatta değiller. Fakat neden birçok kişi Ahmetler’de birine kızınca hâlâ Çomuca diyor? Bu soruya kim cevap verebilir?

***

Zeka eski kitaplarda intibak kabiliyeti olarak tarif edilir. Fakat insan davranışını yalnız zeka değil, sosyal çevrenin etkisi, terbiye tarzı, kişilik gelişimi, alkol veya benzeri zehirli madde tüketimi, hormonların kana karışması gibi olaylar da etkiler. Tabii kişinin doğuştan getirdiği ilk bakışta görülmeyen başka özellikleri de vardır. İnsan bilinen en karmaşık canlıdır. Kişinin beyni ya da sinirleri hastalanınca davranışlarında sosyal ölçüyü tam tutturamaz. Bu yüzden adı deliye çıkabilir.

Beni aslında tımarhanenin içindekiler değil de dışındakiler daha çok ilgilendiriyor. Hani her evde bir deli olurmuş ya. Delisi olan da derdini çekermiş. Asıl sorun bir evde bir değil, birkaç  deli olursa başlarmış. Düşünün, bir evde her gün beş deli çalışmayı bırakıp bayram kutlamakla vakit geçiriyor. Masrafları da evin akıllısı çekiyor. Vur patlasın, çal oynasın! Ekmek elden, su gölden olunca deli olmak o kadar da kötü bir şey değilmiş. Bu yüzden deli taklidi yapanlar çoğaldı.

Şimdi ben bunları yazıyorum diye sakın sözü üstünüze almayın. Gerçek deli, deli olduğunu bilmez. Bilseydi gider bir akıllıya danışırdı ya da kendini bir uzman hekime tedavi ettirirdi.

Son zamanlarda yeni bir delilik olayından daha söz ediliyor: Oyunkeşlik.  Siz buna oyun bağımlılığı da diyebilirsiniz. Adam okumayı, meslek öğrenmeyi, çalışmayı bırakıp hep oynuyor. İşe kâğıt, tavla, konken oynamakla başlıyor; Tamaguçi, Game Boy, bilgisayar, cep telefonu ve internet oyunları ile devam ediyor. Abartılı bilgisayar oyunları özellikle çocukların ruhsal dengesini bozup onları cinnet davranışına bile yöneltebiliyor.

Tabii ki oynamak herkesin hakkı. Fakat kişi işini gücünü bırakıp bütün zamanını cihaz başında yalnız oynamakla geçirirse burada bir sorun var demektir. İnternet üzerinden oynanan savaş oyunlarını görünce kâğıt, tavla, konken, satranç, hele hele futbol, voleybol, pinpon gibi oyunlara çoktan razı olduk. Özellikle çocukları bağımlı yapan savaş oyunları başımıza bela oldu. Bu oyunları yapıp satanlara bir dur diyen yok. Çellik, kazık, çırakma, azma, uzuneşek, üçtaş, beştaş, dokuztaş, onikitaş oynamak bile sandalyeye oturup bütün gün ve gece hareket etmeden bilgisayar oyunları ile ömür tüketmekten çok daha iyi.

 Acaba kabahat sadece oyunlarda ya da oyun üreticilerinde mi? Oynayanın ve oynatanın hiç mi kabahati yok? Bu oyunlarla kim ne kazanıyor? Kim ne kaybediyor? İşin ekonomik yönü ne? Bu oyunları, oyun yerlerini hiç mi denetleyen yok?

Oyunkeşleri  tedavi etmek için Mainz’da yeni bir klinik açıldı. Sorun oyunkeşlerin tedavi için bile zamanlarının olmayışı. Ancak etrafa zarar vermeye başladıkları zaman onları polis zoruyla tedaviye götürmek mümkün olabilir. Başka türlü kolay kolay doktora gitmezler. Bu yüzden de genellikle tedavide geç kalınıyor.

Erken yaşta bilgisayar sahibi olan çocuğun cihazı bilgi edinmek için değil de oyun aracı olarak kullanabileceği önceden düşünülmelidir. Hele taşınabilir küçük bilgisayarlar devreye girince bazı çocuklar tuvalete bile bilgisayarsız gitmiyorlar. Gece yorganın altında cihazla oynayanlar var. Oyun bağımlılığı da tedavi gerektiren bir rahatsızlıktır ve uyuşturucu bağımlılığından çok farklı değildir.

Spor etkinliklerine,  öğrenim gezilerine, meslek kurslarına katılmak çocuğu kötü alışkanlıklardan ve bilgisayar bağımlılığından, aileyi de gereksiz masraflardan kurtarabilir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; dışarıdakilere ne kadar sahip çıkar ve onları “delirtmezsek” içeridekiler de o kadar azalacaktır.

Yorumlar