Üye Girişi Yeni Üye Kaydı

Gökkuşağının Renklerini Hediye Et Bana

Huriye HEARN 04 Nisan 2021 Diğer Yazıları 25 -A+

Sağ Elin Verdiğini Sol El Bilmezmiş

GÖKKUŞAĞININ RENKLERİNİ HEDİYE ET BANA

Huriye HEARN

Yardımlaşma ve dayanışma ruhu sanırım pek çok şey gibi çocuklukta ruhumuza ve belleğimize eklenen kavramlardandır. Ben ne zaman bir yardımlaşma için söz açılsa taa o çocukluk yıllarımdaki caminin avlusuna serilen mendilleri hatırlarım. Elbetteki bu mendil olayı soyut bir kavramı somut hale getirerek anlatmanın en güzel örneklerinden biridir. Ahmetlerli olup da ihtiyaç sahibi olan akrabalarımıza ve köylülerimize yardımlaşma için camide açılan mendilleri hepimiz hatırlarız, ya da yayla davası için açılan mendiller ve   toplanan paraları, kurulan sofraları...

Her ne amaçla olursa olsun çocukluğumdan beri en fakirinden en zenginine kadar bir yardım çağrısı olsa her Ahmetlerlinin canı gönülden katıldığını biliyorum. Çünkü bu katılım gözlemlerinin değerlendirmesini kimbilir kaç kez  babam ve Zobu Emmiden dinlemişimdir eski koca çardakta. Ben minicik çocuk ruhumla gözlemlediğim o kadar çok yardım hikayelerine rastaladım ki köyde eminim bunların pek çoğuna sizlerde şahit olacaksınız anlatınca.

On yedi eylül depreminde eşimin çalışma arkadaşlarından bir tanesi Adapazarında vefat eden onlarca insanların arsındaydı. Depremi yaşayan insanlardan birileri olarak bu olay bizleri derinden etkilemiş ve büyük bir üzüntüye sürüklemişti bütün Türkiye gibi. Öğretmen ve eşlerinden oluşan bir yardım konvoyu oluşturup deprem yerine gitmeye ve orayı yakından görüp yanımızda götürdüğümüz maddi değeri olan hediyeleri teslim edecektik.

Hüzünlü yolculuğumuza, yıkılan ve yerle bir olan binaları gördükçe eklenen gözyaşlarımız eşlik ediyor ve bir türlü bitmek bilmiyordu. Hepimiz kiraladığımız otobüste gözyaşlarımızı saklarken bir yandan da hayatta olduğumuza şükrediyor orada ölenlere dualar ediyorduk.

Otobüsteki hediye paketlerine sarılmış yeni alınmış kıyafetler, pırıl pırıl eşyalar, oyuncaklar ve yiyecek malzemesi bizlere eşlik ediyordu.

Adapazarı’na gittiğimizde gördüğüm manzara ise dehşet vericiydi. Üst üste yıkılmış evler,  kibrit kutusu gibi yamulup küçülen arabalar, etrafa saçılmış sahipsiz oyuncak parçaları ve ölümü kucaklamış sonsuza dek yasta olan bir şehir vardı. Orada bulunan başka öğretmen arkadaşlar bizim konvoyu yardımların yapıldığı yere götürmüştü. Bize getirdiğimiz eşyaları bir yığın halinde duran yere bırakabileceğimizi söyleyince her birimiz şaşırıp kalmıştık.

Orada o kadar çok eşya vardı ki sanki insan eliyle yapılmış bir dağ gibi duruyordu. Arkadaşımla gidip Türkiye’nin dört bir yerinden gelen yardım malzemelerine yakından bakmak istemiştim. Bu manzara beni depremden daha çok etkilemiş ve gözyaşlarıma hıçkırıklarım da eklenmişti.

Yardım yapılan malzemelerden birisi düğmeleri olmayan,  üzerinde hiçbir maddenin çıkaramaycağı siyahlıkta yanmış yiyeceklerle kipkirli bir ocak. Sapları olmayan tencereler çizilmiş teflonlar kaplar ve oraya buraya savrulmuş eski kıyafetler yarı var yarı yok oyuncaklar. Sanki insanlar yardım değilde evlerindeki çöpleri oraya göndermişlerdi. O kadar kahroldumuştum ki yanımdaki arkadaşım da benden kalır hali yoktu ellerimizdeki paketleri ayrı bir köşeye koymaya çalıştık ve onları alıp mutlu olacak insanları düşünemiyorduk bile.

İşte orada ben ağlarken gözümün önünden şunlar geçmişti. Çocukluğumda köyümüze gelip de Allah rızası için fakir öğrencilere dolu dolu okkalarla verilen taze buğdaylar, yangın köylerine gönderilen tertemiz yeni kıyafetler ve yürekten koparak mendillere sarılan metal liralar... Ya da köy öğretmenlerine ellerimizle taşıdığımız meşe odunları, bakır çitillerde getirlen süt ve yoğutlar, köye her yabancıya açılan sofralar ve en iyisini sunan analar babalar oğullar ve kızlar geçti gözümün önünden. Ve köyümün insanlarının büyüklüğüyle bir kez daha ruhumu zümrüdü anka kuşu kaf dağına kadar götürmüştü.

Ne zaman yardım çağrısı duysam Hamış Halanın dolu dolu yardım çuvalına döktüğü zahireler, “Allah rızası için” cümlesini sorgulamayan naif büyüklerimin cömert köylü elleri gelir aklıma. Bu cömert eller şimdi bu yazıyı okuyan hepimizde. Aliler, Ayşeler, Mustafalar,   Elifler! Hadi atalarımızın sıcak ve cömert ellerini teslim alan Ahmetlerliler, bir elin nesi var iki elin sesi var diyerek Mehmet’in elinden, ayağından tutup onu da gökkuşağının renkleriyle buluşturalım.

Dünyanın neresinde olursa olsun her Ahmetlerlinin bu görgü ve gelenekten geçtiğine eminim. Bizler yardım yaparken o yardımın kendimize yapılacakmış duyarlılığı ve güzelliğinde sunarken aynı zamanda da sağ elimizin verdiğini sol elimize göstermeyecek kadar gizlilikle yapan nesillerin çocuklarız.

Mehmet’i ayağa kaldıracağımızdan hiç kuşkum yok. Kalın sağlıcakla

Yorumlar