Üye Girişi Yeni Üye Kaydı

Kurbanlık Eşek

Ali KOÇ 10 Nisan 2021 Diğer Yazıları 53 -A+

KURBANLIK EŞEK

Ali KOÇ

Çocuklar sayda sıyrındıktan sonra yorulup ağılın arkasındaki gölgeye çekildiler. Öteki obada sıyrınacak yer olmadığından komşu obanın çocukları da bizim saya gelmişlerdi.

O sırada kurban bayramı yaklaşıyordu. Herkes bayramda hangi ailenin ne kurban edeceğini konuşuyordu. Mullalı Hoca’dan öğrendiğimize göre her kırk davar için bir mal kurban edilecekti. Bu bir çebiç, öveç, erkeç, kısır keçi veya benzeri koyun olabilirdi. Birkaç ailenin birleşerek bir sığır ya da deve kesmeleri de mümkündü. Fakat bizde sığır ya da deve kesecek kadar zengin aile yoktu. Bu durumda kurbanlık olarak sadece koyunlardan ve keçilerden söz edilebilirdi.

Kırk davarı ya da koyunu olmayan ailelere kurban düşmezmiş. Onlar kurban kesenlerin ülüleri ile yetineceklerdi. Aslında kimin kaç davarı ya da koyunu olduğunu kimse kesin olarak bilmezdi. Çünkü nazar değer diye aileler mallarını olduğundan daha az gösterirlerdi. Aslında bu kıskançlık, hasetlik, fesatlık ihtimaline karşı düşünülmüş bir tedbirdi.

Bilirsiniz, çocuklardan bir şey saklanmaz. Çocuklar sır da saklamazlar, bildikleri her şeyi başkalarına da duyurmak isterler. Hatta ne kadar çok keçileri ya da koyunları olduğunu abartarak söylemekten gurur duyarlar. Onlar yetişkinler gibi nazar filan düşünmezler.

Bana da sordular babamın kaç keçi kurban keseceğini. Ben;

“İki keçi,” dedim. İnanmak istemediler. Çünkü babamın iki kurbanlıktan daha çok keçisi olduğunu sanıyorlardı.

Kurban edilecek malın en az bir yaşında, sağlıklı, erkek ya da kısır olması gerekiyordu. Gebe malın kurban edilmesi yasaktı. Katım zamanı damızlık tekeleri ve koçları kesmek de hoş karşılanmazdı. Babam genellikle kurbanlıklarını çok önceden belirleyip hazırlardı. Bu bir öveç, bir erkeç veya kasaplık iki çebiç olabilirdi. Kısır da olsa kuzlaması muhtemel dişi mala kıymazdı.

Sanırım Deli Hacı’nın sürüsü babamınkinden daha büyüktü. Onun kaç keçi kurban ettiğini bilmiyorum. Çünkü onun obası bizim obadan hayli uzakta idi. O da babam gibi kalabalık yerleri pek sevmezdi. Büyük bir sürüsü olduğunu yayılan davarların yamaçtaki karaltısından anlardık.

Gölgede dinlenen çocukların kurbanlık tartışması da devam ediyordu. Herkes birbirine babasının ne keseceğini anlatıyordu. Bazı çocuklar sayı üzerinde dururken bazıları kurbanlıkların ne kadar büyük olduğuna önem veriyorlardı.

Koyunculardan biri;

“Biz keçi kesmeyeceğiz, toklu keseceğiz.” Tokluyu yeteri kadar büyük bulmayan başka bir koyuncu;

“Biz koç keseceğiz!” dedi.

Büyüklerden biri;

“Ulan, katım zamanı koç mu kesilir? Ya bir öveç bulun ya bir erkeç!” diye söze karıştı.

Hep büyükler konuşuyor diye küçüklerden biri araya girdi:

“Biz tavuk keseceğiz!”

Herkes gülmeye başladı. Bunun üzerine o tavuğun çok küçük olduğunu düşünüp:

“Yok, biz horoz keseceğiz!” dedi. Bu defa çocuklar daha çok gülmeye başladılar. O küçük bu işte bir yanlışlık olduğunu düşündü ama yine de ötekilerin niçin güldüklerini anlayamadı. Yüzü kızarıp mahcup olarak sustu.

Oradan biri;

“Biz çebiç keseceğiz...” dedi. Bunun üzerine bir başkası;

“Biz öveç keseceğiz...” diyerek onlardan daha büyük bir mal kesebileceklerini ima etti. Hemen başka biri;

“Biz erkeç keseceğiz!” diye bağırdı. Böylece kesilecek kurbanlık gittikçe büyüyordu.

Buna rağmen kimse sığır veya deve kurban etmekten bahsetmedi. Çünkü sığırlar ve develer kurban edilemeyecek kadar kıymetli idiler. Bizimkilerin etini yemek üzere sığır veya deve kestiklerini hiç duymadım. Esasen orada mubah olmasına rağmen sığır veya deve eti yiyen kimse de yoktu.

Atları zaten kesmezlerdi. Çocuklar binek hayvanı olarak çok değerli olan atların kesilmesini teklif bile etmeyecek kadar duyarlı idiler. Tabii büyükler için atların kesilmemesinin başka bir sebebi daha vardı. Bilirsiniz, tek tırnaklı ve geviş getirmeyen, bir de et yiyen hayvanlardan  kurban olmaz. Eşekten de kurban olmaz. Eşekler insanlara çok hizmet etmelerine rağmen yeteri kadar takdir edilmezler ve sevilmezler. Çünkü onlar tek tırnaklıdırlar, geviş getirmezler ve bir türlü eşeklikliklerinden vazgeçmezler.

Neyse ki öteki obadan gelen Güççük Hasan hangi malın kurban olacağını veya olmayacağını yeteri kadar bilmiyordu. Çünkü o henüz Mullalı Hoca’dan ders almamıştı. Biroslu Hoca’ya da gitmemişti. Ayrıca böyle şeyleri anlayacak yaşta değildi. O sadece oradaki agaların tartışmasından büyük hayvanların daha önemli olduklarını anlamıştı.

Garalı: “Hasan, siz ne keseceksiniz?” diye sordu.

Hasan eşeklerin erkeçlerden daha büyük olduklarını biliyordu. Bu nedenle:

“Biz eşek keseceğiz!” dedi.

Yine herkes gülmeye başladı. Hasan içinden;

"Keşke at deseydim.." diye düşündü. "Atlar eşeklerden daha büyük olur." Sonra:

“Yok, biz at keseceğiz!” dedi gururla.

Öyle ya, at şimdiye kadar söylenenlerin en büyüğü idi. Gülüşmelerin devam etmesi üzerine Hasan bu işte de bir terslik olduğunu anlayıp sesini kesti.

Sonra Ali Varol mu yoksa Murat mı idi bilmiyorum, biri hangi malların kurban olacağı, hangilerinin olmayacağı konusunda vaaza başladı. Eh, Mullalı Hoca’nın olmadığı yerde çocuk vaazcıya da ihtiyaç olabiliyor. Yoksa çocuklar o dağ başında helalı, haramı, mubahı, mekruhu kimden öğrenecekler? Elbette bilenler bilmeyenlere bir şeyler anlatacak. Akdağ’da mektep, medrese mi var?

Ali Koç

Frankfurt, 26 Haziran 2011;Ali Varol mu yoksa Murat mı idi bilmiyorum, biri hangi malların kurban olacağı, hangilerinin olmayacağı konusunda vaaza başladı. Eh, Mullalı Hoca’nın olmadığı yerde çocuk vaazcıya da ihtiyaç olabiliyor. Yoksa çocuklar o dağ başında helalı, haramı, mubahı, mekruhu kimden öğrenecekler? Elbette bilenler bilmeyenlere bir şeyler anlatacak. Akdağ’da mektep, medrese mi var?

Ali Koç

Frankfurt, 26 Haziran 2011

Yorumlar